YİTİK ADAM
Kaldırımlar yapayalnız,koskoca
cadde,sokak lambalarının soluk ışığında güneşleniyor.Binalar da en az onun
kadar yaşlı olmalıydı.Sanki ayakta duramayacaklar gibi birbirlerine kenetlenmiş,onlarca
ruhsuz bina.Boyaları dökülmüş,ardından beyaz tüllerin salındığı,güneşin yaktığı
tahta pencereleriyle,içlerindeki yaşamlar da solmanın eşiğinde
olmalıydı.Rüzgar,cadde boyu bağıra bağıra koşuyordu.Parkasının rengi,yeşilden
sarıya dönmüş,taşlaşmış ellerinde boş bir şarap şişesi taşıyan ve emeklercesine
yürüyen,bu ne idiğü belirsiz adamın ağarmış sakallarını okşuyordu.Her köşe
başından geçerken,adamın kırışmış yüzü aydınlanıyor ama gözlerinde bir zifir
çalkalanıyordu.O kadar kısmıştı ki nerdeyse yeşil gözlerinde herkesten saklamak
istediği bir sır vardı.Kırış kırış yüzündeki,aklanmış tüm kılları ben burdayım diyordu.Rüzgarın da
iteklemesini,düşmemek için kendine baston eylemişti.Ya küsmüştü aklına,yada
küstürmüştüler yaşama.
Kurumuş dudaklarıyla
